Salı , 20 Ağustos 2019
SON YAZILAR

Köleliğe genel bakış

Kölelik kurumu eski uygarlıkların hemen tümünün ortak paydalarından birisidir. Hint, Çin ,Mezopotamya, Eski Yunan, Roma ve Eski Türk uygarlıkları dahil olmak üzere, eski uygarlıklar hukuk düzenlerinin hemen hepsinde, kölelik meşru bir kurum olarak tanınmıştır.

          Hemen hemen dünyanın her yerinde rağbet gören bir kurum olan kölelik müessesini anlamak için Eski Yunana bir göz  atmamız gerekir. Eski Yunanda Atina Sitesinin 3’de 1’inin köle  olduğu bilinmektedir.Atina sitesinde 40.000 civarında vatandaşa karşılık 80.000 kadar köle bulunuyordu. Amerika kıtasında öldürülmeden kalan az sayıdaki Amerikan yerlileri köleliğe zorlandıkları gibi bunların sayısı yetersiz olduğundan dışardan emek gücü ithal etmek zorunlu hale geldi. Bunun üzerine Afrikalılar da büyük ölçüde köleleşmiş oldu. 200 kişiyle çıkılan yolculuklarda %10 ile %25 köle hayatını kaybediyordu.15.yüzyıldan 19.yüzyıla kadar olan evrede en az 15 milyon Afrikalı köleleştirilerek Amerika’ya gönderilmişti. Yine Herbet Heaton adlı yazarın ifadesiyle 18.yüzyılda yıllık 100.000 köle alınıp satılıyordu.

     Osmanlı’da da kölelik önemli bir yere sahipti. Tanzimat döneminde  imparatorluğa Afrika ve Kafkasya’dan yıllık 11.000 ile 13.000 köle getirilmekteydi. Osmanlı’da köle ticareti önce Sultan Abdülmecit döneminde 1857’de çıkarılan “Esareti zenciyenin men’i ile tüccar ve mütecasirlerin cezalandırılması hakkında ferman”ile yasaklanmıştır. Ancak bu ferman uygulamaya son vermemiştir. Sultan Abdülhamit 1891 tarihinde bir kanunname yayınlamıştır. Nihayet 1909’da tahta çıkan Sultan Reşat köleliği yasaklayan yeni bir irade yayınlamıştır.

Köleliğin kaldırılması süreci şu şekilde işlemiştir: Köleliğin kaldırılması ve yasaklanması 1926 yılında Millet Cemiyeti Misak’ı  ile kabul edilmiş ve dünyaya da böylece duyurulmuştur.

köle

 1798 Fransız İnsan Ve Yurttaş Hakları Beyannamesi ise,bir maddesinde insanların hür doğduğunu ve hür yaşamaya devam edeceğini belirtmişti.Ancak açık olarak köleliği ilga eden bir hüküm yer almıyordu. Bu tarihten itibaren bir asır daha köle ticareti devam etti. 1925 Viyana Kongresi’nde köle ticaretinin ilgası prensibi kabul edildi. 1885’te Berlin’de yapılan anlaşmaya imza koyan devletler köle ticaretinin men’ine karar verdiler.İşte resmen köleliğin ilgası bu kararladır. Ancak uzunca bir süre kölelik Afrika’da devam etmiştir.

          Hukukçuları daha yakından ilgilendiren Roma Hukuku’na göre kölelik müessesesini incelemekte fayda vardır. Şöyle ki;kölelerin Roma toplumu içindeki yeri devirlere göre büyük değişikler göstermiştir. Roma’nın küçük bir şehir devleti olduğu ve kapalı bir aile ekonomisinin hakim olduğu ilk zamanlarda kölelerin sayısı azdı. Bunlar,Romalılarla aynı soydan olan ve harpte esir düşmüş kişilerdi. İlk devirlerde Roma’daki kölelerin bir aile evladı muamelesi gördükleri söylenebilir. Ancak, m.s.3.yüzyıldan itibaren Roma’nın yaptığı savaşlardan Roma’ya çığ gibi köle akmaya başladı. Yunanistan gibi kültürlü köleler idareci,katip,öğretmen,gemi kaptanı olabilirdi. Kabiliyetli kölelere işletmeleri için sermaye (pecilium) verilirken bu vasıfta olmayanlar (latifundium) denilen büyük topraklarda maden ocaklarında ve gemilerde çok kötü şartlar altında efendilerinden uzak çalışır ve yaşarlardı. Cumhuriyetin sonlarına doğru ahlaki görüşlerdeki olumsuz değişikler kölelere yapılan kötü muamelelerin diğer bir nedeniydi. Hristiyanlığın Hz. İsa tarafından tebliğ edilmesiyle daha doğrusu Romanın resmi dini olmasıyla kölelerin halleri nisbeten düzelmiştir. Ancak bu büsbütün bir düzelme değildi. Hak ehliyeti olmayan ve “kölenin hiçbir hakkı yoktur”la (D,4,5,3,1) ifadesini bulan kölelerin durumu gerçekten de içler acısıdır.

    Bu arada Romalı esirlerin Romalı vatandaşlardan daha fazla olduğunu söylemek lazımdır. Zengin şehirlilerin 10.000 ile 20.000 kadar esirleri olurdu. Roma’lılar üç esire sahip olmayı fakirlik kabul ederlerdi. Efendilerini gücendiren esirler geceleri zindana atılır,gündüzleri ağır zincirlere vurularak çalıştırılırdı. Çok defa kızgın demirlerle yüzleri de dağlanırdı.Apolee,bir değirmen dahilini şöyle tarif eder. Allahım!ne sefil inssanlar.Derileri varmış,kamçı darbeleriyle benek benek olmuş…Arkalarında parça parça bir gömlek,alınları dağlanmış,başları traş olmuş, ayaklarında halka,sıcaktan vucutlarının şekli değişmiş,işten göz kapakları şişmiş,her azası un içinde.

          Diğer milletlerin hali de pek parlak değildi. Mesela Akad’larda efendinin günahını köle çekiyordu. Efendi bir köle öldürünce onun yerine kölesi kısas ediliyordu.Kölelere en iyi davranan hukuk sistemi İbrani hukukuydu. “Köle cezaya müstehak olursa, bu konuda hüküm sadece ve sadece hakinden sadır olmalıdır.”gibi tahrif edilmiş Tevrat ayetleri dahi kölenin haklarını koruyordu. Her ne kadar kölelik eski devirlerde oldukça kötü bir  muamele vasıtasıysa da zamanla insanların köleliği yumuşatma yoluna gittiğini görüyoruz. Belki kölelik günümüzde kalmadı, ama gizli prangalara vurulmuş,iç aleminde acımasızca kamçılanan köleler var mı?Bilemiyorum!?…

Bu Yazıyı Paylaşır mısınız?

Hakkında ROTALI KAPTAN

Merhaba; 1996 Yılında Başlayan Bölgesel Radyoculuk Hayatımda Bir Çok Organizelere İmza Attım. Ayrıca Kirmizigulfm.com'un Kurucusuyum. Reel Hayatta Olduğu Gibi Sanal Ortamda da Milli ve Manevi Değerlerimizi Ön Plana Çıkaran Yayın Anlayışımızla Hizmet Etmekteyiz. Bilgi İşlem Mezunuyum. Web Tasarım, Domain ve Hosting Çalışmaları Ve Başta Abdurrahman Önül Olmak Üzere Bir Çok Sanatçı Kardeşimizle Konser Organizeleri Yapmaktayım. Ayrıca Smf ve Wordpress Tema ve Mod Geliştirici Çalışmalar Yapmaktayım...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Soru: