Cumartesi , 23 Mart 2019
SON YAZILAR

Osmanlı’da İlmin Köşetaşları

Takîyüddin ibni Mâruf 

16. Yüzyılın Dâhi Astronom ve Matematikçisi 

Bakasın Takiyüddin Efendi, Şevketlü hünkarımız Murad Hân’ın fermânıdır. Tophane sırtları emrine verilmiştir. Orada bir rasathane ( gözlem evi ) kurup yıldızları gözleyesin. Kaç bin akçe lüzum ediyorsa esirgenmeyecek, Devlet-i Âliyye bütün taleplerini yerine getirecektir. Vezir-i Âzâm Sokullu Mehmed Paşa dahi sana duadadır. Göreyim seni, Osmanlı’nın namını bu sahada dahi bütün cihana yayasın.

*  *  *

Takvimler miladi 1575 yılını gösteriyordu. Hoca Sadeddin Efendi’nin bu müjdesinden sonra, Tophane sırtlarında, 16. yüzyılın en muhteşem gözlemevi inşa edildi. Ardından asrının en büyük astronom ve matematikçisi Takîyüddin, yeryüzünün en mükemmel gözlem araçlarının yapımına başladı.

İbni Mâruf, herhangi bir düzlemde iki yıldız arasındaki açıyı ölçmeye yarayan ve pratik astronomi alanının en önemli buluşlardan biri kabul edilen “ müşebbehe bi’il monatik “i (sekstant’ı) ve güneşin ekinoks noktalarına geldiğini bildiren “ zât el evtâr “ adını verdiği cihazı icat etti. Cihazlar üzerinde daha dakik bölümlemelerde bulunabilmek için aletlerini büyük çaplı kurdu. Yıldızların meridyen geçişlerini gözlemekte kullanılan duvar kadranını 6 metre çapında yaparak, meridyene paralel bir duvarın üzerine yerleştirdi. Astronomi tarihçileri bu keşifleri 16. yüzyılın en önemli olaylarından kabul ederler.

Gözlemevi kurma gibi, bu çok değerli tarihi teşebbüsle, İslam dünyasında daha önce başlatılan yüksek seviyedeki bilimsel çalışmaların Osmanlı İmparatorluğu’nda da sürdürülmesine imkan sağlandı.

Çağını Aşan Bir Seviye

Osmanlı Bilim Tarihi’nin en önemli simalarından olan Takîyüddin, astronomi, matematik, optik ve tıp gibi değişik bilim alanlarında önemli eserler ortaya koymuş, çağının bilgi düzeyinin çok üstünde bir seviyeye çıkmıştır. Fakat telif ettiği yirmi kadar eserine bakıldığında, onun asıl ilgi alanının astronomi olduğu görülür. “Sidretü’l Müntehâ el-Efkâr” isimli kitabı bu alanda verdiği en seçkin eserlerdendir.

1521’de Şam’da doğan Takîyüddin, Mısır ve Şam’da çeşitli bilim adamlarından hadîs, fıkıh ve tefsir dersleri alarak, babası gibi müderris oldu. Daha sonra babası Mâruf Efendi’yle birlikte İstanbul’a gelen Takîyüddin, dönemin ünlü bilginlerinden Ebussuud Efendi, Kutbeddinzâde ve Çivicizâde’den dersler alarak bilgisini derinleştirdikten sonra tekrar Mısır’a döndü. Bir süre Kahire medreselerinde müderrislik yaptı. Kanunî’nin oğlu II. Selim (Sarı Selim) zamanında; önce, Mısır Kadısı tayin edilen hocası Çivicizâde’ye, sonra Nişancızâde’ye, daha sonra da Abdülkerim Efendilere vekalet etti. Kazasker Abdülkerim Efendi’nin teşvikiyle astronomi ve matematik alanında yoğunlaştı. Bu son ismin onun bilimsel kimlik ve şahsiyetinin gelişmesinde derin izleri oldu.

!570 yılında İstanbul’a son gelişinden bir yıl sonra, devletin resmi astronomu Mustafa Çelebi’nin vefatı üzerine konuyla ilgili biriminin başına getirildi. 1574’te Galata Kulesi’nde gözlem çalışmalarına başladı.

Hocasına gösterdiği sadakat

Optik ve tıp alanında döneminin en ilgi çekici eseri olan “Kitab u Nûr-i Hadîkati’l Ebsâr”ı yazan İbn Mâruf, bu eserinin girişine, kendisini ilme teşvik eden hocası için şu unutulmaz övgüleri ekledi.

“ …Bu eserimi, milletin kutbu ve temeli, devlet göğünün güneşi ve ayı, bilginlerin bilgini, sonu olmayan deniz, ahlakının güzelliği görünen yıldızlara kadar uzanan, hayırlar kaynağı, güzellik ve ikbal cennetlerinin sahibi, iyiliklerin menbaı, Kerim oğlu Kerim, veli^nimetim, üstadım, Molla Çelebi Efendi Abdülkerim, Kadılar kadısı, Şam’dan sonra Mısır’da da şeyhler şeyhi hocama hediye ettim.”

Işığın Niteliği ve Görmenin Oluşumu

Optik biliminin pek çok temel meselesini görülmemiş bir derinlik içinde inceleyen ve dünyaca tanınan büyük bilim adamı ibn Heysem’den beş yüz yıl sonra, ilk defa yine müslüman bir bilim adamı aynı konulara eğiliyor ve araştırmalar sonucu keşfettiği bilgileri deneylerle ispatlıyordu. Takiyüddin, Hadîkatü’l Ebsâr’ında asırlar sonra keşfedilecek bir çok ilmi konuya temas ediyor, onlara yeni yorumlar getiriyordu.

Işığın niteliği, doğrudan görmenin özellikleri, göz ve ışık arasında oluşan orantılı özellikler, gözün anatomisi, göz hastalıkları ve göz kusurları bu eserin ilgi alanına giriyordu. Işığın yansıma ve kırılması, yansımayla ortaya çıkan göz kusurları, kırılmadan dolayı gök cisimlerinin miktarları ve uzaklıklarıyla ilgili hataların sebeplerinin bilinmesi, atmosferdeki ışık kırılmaları gibi o zamana kadar bilinmeyen pek çok konuya açıklık kazandırıyor, olaylara bilimsel bir çerçeve çiziyordu.

Hem astronom,hem matematikçi

Takiyüddin dur durak bilmeden çalışıyor, ilgi alanına giren konularda her gün yeni buluşlar geliştiriyordu.

“İlmü’l Hisâb” adlı aritmetik kitabında, ondalık kesirlerle işlem yapmanın kolaylığına dikkat çeken yazar, bu tip kesirlerin kullanıldığı bir zic (tablo) yazmaya karar verdiğini belirtiyor, sonra ondalık kesirleri kuramsal olarak inceleyerek, bunlarla dört işlemin nasıl yapılacağını örnekleriyle gösteriyordu. Ondalık kesirleri astronomiye uyguladığı ilk zicinde, Ay ve Güneşe ilişkin gözlem tablolarının yanısıra Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gibi gezegenlere ilişkin tablolarında da açı ya da yaylara ait derece aksamını ondalık kesirlerle açıklıyordu. Daha sonra, Takîyüddin’in ondalık kesirleri trigonometriye de tatbik ettiğini görüyoruz.

Ceridet’ül Dürer’inde takvim, ay ve güneş tutulması, güneş, ay ve sabit yıldız rasatlarına ilişkin çok sayıda hesap ve gözlem tablosu görülmektedir.  Eserini 7 bölüme ayıran yazarın; küresel astronomi, ilm-i mikât, kürelerin düzlemleştirilmesi, güneş saatleri, takvim, güneş ve ay tutulmaları, astronomik tablolar gibi konulara kitabında geniş yer ayırdığını müşahede ediyoruz.

Gözlemevleri felaket getirir!

1583’de, kuruluşunun 6. yılında, Osmanlı Bilim Tarihi açısından olağanüstü önem taşıyan bu çalışmaların üzerinde kara bulutlar gezinmeye başladı. Astronomi ve optik alanındaki dev buluşlar sebebiyle rasathanenin ünü arttıkça, saraya yakın bir takım kıskanç çevrelerin, bu büyük astronom üzerindeki kötü nazarları da yoğunlaşıyordu.

Rasathanenin kuruluş yılı olan 1577’de bir kuyrukluyıldızın görülmesi, ardından 1578’de başlayan veba salgınını bahane eden dönemin sığ görüşlü çevreleri, bu olaylara gözlemevinin sebep olduğu yalanını kullanarak, baskılarını Sultan III. Murat ve şeyhülislam Kadızâde üzerinde yoğunlaştırdılar. Aralıksız devam eden baskılara dayanamayan hünkâr, sonunda Kadızâde’nin, “ Rasathane Devlet- Âliyyeyi felakete sürüklüyor, lağvedilsin! “ fetvası üzerine gözlemevinin yıkılmasını emretti. Kaptan-ı Deryâ Kılıç Ali Paşa tarafından rasathanenin bütün araç ve gereçleri tahrip edildi ve rasathane yıkıldı.

Böylece imparatorluk tarihindeki bu tek gözlemevinin ömrü çok kısa oldu. Rasathane, Osmanlı bilim hayatına bir canlılık ve dinamizm getiremeden ve yeni bir çığır açamadan yıkılıp gitti.

Bu acı hadiseden sonra iki yıl daha çalışmalarını aletsiz ve cihazsız sürdüren Râsit Takîyüddin, belki de bilime indirilen darbenin üzüntüsüyle iki yıl sonra, 1585’de vefat etti. İstanbul’da defnedilen, bu dâhi ilim adamının mezarı bile kayboldu.

Bütün bu hizmetlerine rağmen, Takîyüddin ibn Mâruf’un bilime olan hizmetlerinin tam olarak aydınlığa kavuşturulduğunu söylemek için vakit henüz çok erken.

Bu Yazıyı Paylaşır mısınız?

Hakkında ROTALI KAPTAN

Merhaba; 1996 Yılında Başlayan Bölgesel Radyoculuk Hayatımda Bir Çok Organizelere İmza Attım. Ayrıca Kirmizigulfm.com'un Kurucusuyum. Reel Hayatta Olduğu Gibi Sanal Ortamda da Milli ve Manevi Değerlerimizi Ön Plana Çıkaran Yayın Anlayışımızla Hizmet Etmekteyiz. Bilgi İşlem Mezunuyum. Web Tasarım, Domain ve Hosting Çalışmaları Ve Başta Abdurrahman Önül Olmak Üzere Bir Çok Sanatçı Kardeşimizle Konser Organizeleri Yapmaktayım. Ayrıca Smf ve Wordpress Tema ve Mod Geliştirici Çalışmalar Yapmaktayım...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Soru: