Cuma , 24 Kasım 2017
SON YAZILAR

Mecaz Ve Kinaye

Teşbih ve istiare konusundaki incelememizde Kur’an’tn ifade metodu­nu tasvir ederken eski âlimlerimizin – Aiiah onlardan razı olsun ve onları razı etsin, ayrıca ilimlerinden bizi müstefid etsin- bir miktar düzeltme yap­mamıza ihtiyaç vardı. Bu miktarda bir düzenleme teşbih ve istiare için ka­çınılmazdı. Bu iki konu dışında kalan konuların tasavvur ve anlaşılmasında tadilata ihtiyaç yoktur. Onları eski kitaplarda bulundukları şekliyle incele­yebiliriz. Çünkü bu konular gene! düşünce yahut veciz ifadeye girmektedir ki, eskiler bunun taksimatında ve ona bol bol misal vermede büyük bir mesafe katetmiş ve onu eşit olarak her nassta terkibin ruhundan anlamış­lardır. Bu hususta teşbihle ilgisi bulunmayan genel mecaz, kinaye ve ona işaret çeşitleri, İcaz, musâvât ve ıtnab, haber inşaallahâ ve buna benzer konu­lardaki incelemeleri biribirine eşittir. Bu konularda ve delillerini inceleme sırasında özel zevkine dayanarak eski mefhumlara birşeyler ekleme iste­ğinde olan çıkabilir. Lâkin onun yapacağı bu ilaveler konunun temel ka­rakterini değiştirecek nitelikte olmayacaktır. Çünkü geçmiş âlimlerimiz bu hususta bizden daha çok asıl kaynağa yakın idiler ve Arap dilinin uslûb özelliklerini ve bilhassa Kur’an üslûbunu incelemeye bizden daha yetkili idiler. Herhangi birimizin, onların mülâhaza ve rehberliklerine yapacağı ilâ­ve, aslında onların ateşinden bir bir kıvılcım ve nurlarından bir parıltıdan başka birşey değildir.

Kur’an’ın mecazından bahsettiklerinde onlara kulak verelim ve mecazî ifade şekilleri hakkında hoş karşıladıklarını hoş karşılayalım. İlgi yönü ben­zeme olan aklî mecaz hususunda onlarla beraberiz. Bu, terkiblerde vuku-bulmuştur. Kelimenin sözlük manasının dışında kullanılışı olan ve müfred kelimede sözkonusu olan ve lugavî mecaz olarak isimlendirdikeri mecaza biz de katılıyoruz. Ama burada mecazların her birinin kısımları hususunda onlarla beraber konuya dalmıyoruz. Bunun tafsilatı için belagat kitaplarına müracaat edecek ve yine de getirdikleri misallerin bir kısmını zikrederek onlara tabi olacağız. Aklî rnecâz, iki tarafından biri hakiki ve diğeri hakiki olmayandır. Yüce Allah’ın «Artık onun anası «Hâviye» dir.»[103] sözünde olduğu gibi. Bunun açıklamasında şöyle demişlerdir: «Anne­nin isminin «el-Hâviye» olması mecazdır. Yani nasıl anne çocuğunun işle­rini üstleniyor ve ona sığınak oluyorsa cehennem de kâfirlerin işlerini üst­lenir ve onlar için bir dönüş yeri sığınaktır.» [104] Bu, gerçekten yerinde bir anlayıştır. Özellikle sadece bu terkib üzerinde durur ve onu be­raberindeki âyetler içerisinde mütalaa etmezsek tam yerindedir. Ama onu beraberindeki âyetlerle alır ve hepsini bir arada okursak: «Ama kimin   detartılan hafif gelirse, artık onun anası «Hâviye» (uçurum) dir. Onun mahi­yetini sana bildiren nedir? harareti çetin bir ateştir.» [105] Tablonun tamamından başka lâtif bir mana ortaya çıkmaktadır. Manevî ameller tes-cid edilmiş ve maddî ölçülerle ölçülmüştür. Meğer, o çok hafifmiş, terazi­nin kefesi hemen yukarı kalkmıştır. Onun hafifliğinin ve kefenin yukarıya kalkışının karşılığı ancak cehennem dibinde kızgın ateşler içerisinde derin bir uçurumdur. Suçlu kişinin ondan başka anası ve sığınağı yoktur. Ne kötü sığınaktır o!

Bütünün ismini cüz için kullanmak lugavî mecazdandır. «Ölüm korkusuy­la yıldırımlardan parmaklarını kulaklarına tıkarlar.» [106] âyetinde olduğu, gibi. Burada parmaklardan maksat, parmak uçlarıdır. İfadede parmakların kullanılmasındaki nükte, kaçışlarındaki mübalağa olup bu, parmak uçlarını kulaklarına tikayışları alışageldiklerinin dışında bir tıkamadır. Aynı zamanda bu, psikolojik durumlarını ortaya koymaktadır. Öyle bir korkuya kapılmış sağa-sola kaçışıyorlar ki, ne yapacaklarını bilemiyorlar.

Bazi âlimlerin Kur’an’da mecazın varlığını reddetmeleri gerçekten ga­riptir. «Zahiriyye, [107] Şafiî’lerden, İbnu’l-Kass [108] Maiikîlerden İbnu Hu-veyzmendâz [109] bunlar arasındadır. Onlara göre mecaz, yalanın kardeşi­dir ve Kur’an bundan münezzehtir. Konuşmacı ancak daralınca ve hakika­ti getiremeyince mecâze başvurur. Bu ise’Allah için muhaldir.» Lâkin Kur’-anî üslûbun güzelliğinin zevkine varanlar bu şüphenin bâtıl olduğukanaa-tındadırlar. «Şayet Kur’an’dan mecaz kaldırılırsa, güzelliğinin bir kısmını yitir. miş sayılır. Belagat ehlinin hepsi, mecazın hakikattan daha beliğ olduğun­da ittifak etmişlerdir. Şayet Kur’an’da mecazın bulunmaması gerekli olsay­dı onda hazfın, îe’kidin ve kıssaların tekerrürü île başka hususların da bu­lunmaması gerekirdi.» [110]

Bazı âiimler kinayeyi mecazın bir çeşidi kabul ettiklerinden Kur’an’da mecazın, bulunmadığını ileri sürenler kinayenin de mevcut olmadığını söy­lerler. Lâkin kinayenin anlamı mecazın anlamından farklıdır. O, öyle bir lafızdır ki onunla manasının gereği kastedilir. Buna göre o, Kur’an’da pek çoktur. Çünkü remz ve işaret hususunda usiûbların en beliğidir. Manayı sarahaten söylemenin uygun düşmediği yerde Kur’an’ın, manaya rumuz-farla işaret etmesinde bir hedefi vardır. Allah evlilik ilişkisinden – tenasül­den – bahsetmek isteyince «Kadınlarınız sizin tarlalannızdır. O halde taria-niza dilediğiniz gibi geiin,» [111] sözünde ondan «tarla» diye sözeder. Ka-n-koca arasındaki İlişkinin niteliğini tamamlamak için – ondaki içli-dışlı ol­ma ve içiçeliği- her birini diğerine eibise olmakla ifade eder. «Onlar sizin için siz de onlar için bir elbisesiniz.» [112] Bize ifade edebini öğreten şu âyetler de bu kabildendir. «Yahut kadınlara dokunursanız…» [113] «Oruç (günleri­nizin) gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı.» [114]«Vaktaki o, (eşini) örtüp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi de…» [115] Bu gibi ko­nularda en güzel kinayelerden biri de şudur: «Onlarki mahrem yerlerini korurlar.» [116] Çünkü burada mahrem yerden maksat, elbiselerin açık yerleridir. [117]İnananların elbiseleri şüphe için açılmaz. İnanan kadınların da zırhları kötülük için açılamaz. Aksine inanan erkek ve kadınlar tertemiz insanlardır, elbiseleri temizdir. Etekleri iffetlidir. Yüce Allah’ın şu sözünde ifade ettiği şekliyle: «Elbiseni (bundan sonra da) temizie (mekte devam et.) » [118] Buradaki temiz tutmaktan maksat, nefs iffeti ve etek temizliği­dir. [119] Onun için bu nevi İfadeye «kinayeden kinaye» diye isim verirler. Yüee Allah’ın şu sözünün tevilinde de müfessirler aynı şeyi söylerler: «Na­musunu muhkem bir kale gibi muhafaza eden İmran kızı Meryem’i de (Al­lah bir misal olarak irâd etti.) Biz bundan doiayı ona Ruhumuzdan üfür-dük.» [120] Namusunu muhkem bir kale gibi muhafaza etmesi, eteğinin temizliğinden ve tam olan iffetinden kinayedir. [121]

Kinaye Kur’an’da, kesin netice konusunda önemi olmayan mukaddi­melerle yetinme için de kullandır. Aslında kullanılan ifadelerle netice belli­dir ve onu açıkça zikretmeye ihtiyaç yoktur. «Ebu Leheb’in iki eli kurusun. (Kendisi de) kurudu (helak oldu ya) »[122] misalinde olduğu gibi, bu, onun cehennemlik olduğundan kinayedir. Onun varacağı yer alevdir. «Hem odun hammalı olarak! (Karısının boynunda bükülmüş bir ip de olduğu halde.»[123] Karısı dedikodu taşır, onun varacağı yer de cehenneme odun olmak­tır. [124] Eli de bağlanmış olarak. Açıktır ki burada kinaye tasvir edilmek istenen akibeti bir çırpıda özetlemiştir.

Kur’an-ı Kerim Allah’ın zat ve sıfatlarıyla ilgili büyük dîni hakikatferi kinaye yoluyla remz ve işaretle anlatmaya büyük önem verir. Bu öyle   bir uslûbtur ki mübalağa ona güzellik verir. Çünkü o, mücerred düşünceyi maddi şekle yaklaştırmaktadır. Böylece onda mübalağa belağate ve kor­kutma hayale dönüşür. Allah, cömertlik ve kereminin genişliğiyle ilgili ola­rak şöyle buyurmaktadır: «Hayır, (Allah’ın) iki eli de acıktır. Nasıl dilerse öyle infak eder.» [125] Bu anlamı, kulun israfından ve malı sağa-sola sa­vurmasından kinaye olarak aynı kelimeyi kullanmayı tercih ederek şöyle buyurur: «Onu büsbütün de açıp saçma.» [126] Yani infâk ve vermede aşı­rı gidip hiçbir hususta elini intaktan çekmeyip uzatan gibi alma. Rumuzun kullanıldığı bu ortamda, gaybî meselelerle ilgili kinaye güzelliğini «anah­tarlar» da arayabiliriz: «Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Kendinden başkası bunları bilmez.» [127] Yine rızıkların ve kaderlerin ezelîliğiyle ilgili kinaye güzelliğini «hazineler» kelimesinde bulabiliriz: «Hiçbirşey (hariç) olmamak üzere (hepsinin) hazineleri bizim nezdimizdedir. Biz on (lar) ı ma­lum bir miktar dışında indirmeyiz.» [128]

Kur’an-ı Kerim bazen kinaye remzinin yanında durmayan, aksine onu geçip tarize vanp konuşan bir tabloyu hayalinde canlandırmanı ister. Ki­nayede lafız zikredilip manasının gereği kastediliyor idiyse, ta’rizde lafzı zikreder ve manasından olmayan birşeye işaret edersin. «Bu sıcakta sa­vaşa çıkmayın, dediler. De ki: Cehennemin ateşi daha sıcak.» [129] misalin­de olduğu gibi. Şayet sözü zahirine göre alacak olursak Cehennem sıca­ğının fazlalığını ve onun dünya sıcağından daha fazla olduğunu haber ver­mektir. Halbuki bu, Kur’an’a muhatap olanlar tarafından biliniyordu ve kas­tedilen sadece bu olsaydı onu zikretmeye bile ihtiyaç yoktu. Lâkin gerçek hedef, sıcaklığın fazlalığı bahanesiyle savaştan geri kalanları ta’rizdir.,On­ların cehenneme döndürüleceklerini ve onun o benzersiz ısısıyla karşılaşa­caklarını onlara haber vermektir.

Âyetten anladığımız budur. Lâkin es-Sübkî. «el-İğrîz fi’l-Farkı beyne’l-Kinayeti ve’t-Ta’rîz» [130] isimli kitabında bu iki uslûb arasındaki anlayış metoduna uyarak başka bir yol takip eder ve şöyle şöyle der: «Kinaye, kendi manasında kullanılan ve onunla manasının gereği kastedilen lafız­dır. Manada lafzın kullanılması hasebiyle o, hakikattir ve sözlük manası­nın dışında bir mana ifade etmesi caizdir. Bazen de kendisiyle mana kas­tedilmez, aksine, gerekilen ile gereken kastedilir ki, o zaman mecaz olur. Misal: «De ki: Cehennem ateşi daha sıcaktır.» Aslında burada kastedilen cehennem ateşinin daha sıcak olduğunu haber vermek değildir. Çünkü onun böyle olduğu malumdur. Aslında bununla onun gereği kastedilmiştir

ki o da, onların varacakları yer o ateştir. Cihad etmedikleri takdirde onun sıcaklığıyla karşılaşacaklardır. Ta’rîze gelince, başkasına işaret olsun diye kendi manasında kullanılan lafızdır. Misal: «Belki bu işi onların şu büyüğü yapmıştır.» [131] Burada iş, ilâh olarak edinilen putların büyüğüne isnad edilmiştir. Çünkü akıllarıyla bir değerlendirme yapsalar, putların büyüğü­nün de bu işi yapmaktan âciz olduğunu bilirler. Halbuki ilâh âciz ola­maz.» [132]Hiç şüphesiz telvih ve ta’rizin manası «Belki bu İşi onların şu büyüğü yapmıştır.» sözünde açıktır. Lâkin «De ki: Cehennem daha sıcaktır.» sö­zünde de daha az açık değildir. Onun için bu misallerin her ikisi de kinaye­den daha beliğ olan ta’rîz için misal olmaya elverişlidir. [133]

104] el-lîkan, 2/60.

[105] el-Karia sûresi: 8-11.

[106] ei-Bakara sûresi:  19.

[107] Bunlar zahir ehli olup daima nasslann zahirini esas kabul ettiği için ez-Zahiri ola­rak şöhret bulmuş Davud b. Ali b. Halefin etbaıdır.

[108] İbnu’l-Kass, Ahmed et-Taberî, Ebu’l-Abbas: Şafiî fakîhierdendir. «Edebu’l-Kadi» telif­leri arasındadır. H. 335 yılında vefat etmiştir.  (Tabakatu’ş-Şafiîyye, 2/103.)

[109] . İbnu Huveyzmendâz: Maliki Mezhebi âlimlerindendir. H. 400 yılı dolaylarında vefat etmiştir.

[110] el-ltkan.  2/59.

[111] el-3akara sûresi: 223. (Bk. ei-ltkan, 2/79).

[112] el-Bakara sûresi: 187 (Bk. el-Burhan, 2/304; Mecâzâtu’l-Kur’an, s. 354).

[113] en-Nisâ sûresi: 43.

[114] ei-Bakara sûresi:  187.

[115] el-A’raf: 189. {Bk. el-Burhan, 2/304).

[116] el-Mü;minûn  sûresi:  5,

[117] Bk. el-Burhan, 2/305.

[118] el-Müddessir süresi: 4.

[119] Mecâzâtu’l-Kur’an, s. 353; Te’vîlu Müşkili’I-Kur’an, s. 107.

[120] et-Tahrîm sûresi:  12.

[121] el-ltkan, 2/79. Ayrıca  bk.  el-Burhan, 2/305-306.

[122] Ebu Leheb sûresi:  1.

[123] Ebu Leheb sûresi: 4-5.

[124] el-Burhan, 2/308.

[125] eİ-Maıde sûresi: 64. (Bk. el-Burhan, 2/308; el-!tkan, 2/79.)

[126] el-İsrâ sûresi: 29.

[127] el-En’am sûresi: 59. (Ayrıca Bk. Mecâzâtu’l-Kur’an, s. 136).

[128] el-Hicr sûresi: 21.

[129] et-Tevbe sûresi: 81.

[130] es-Sübkî, Takiyyu’d-Din Aii Abdu’l-Kâfî: H. 756 yılında vefat etmiştir. «el-İğrîz» isim­li  kitabı  Keşfu’z-Zunûn’da zikredilmiştir.  (Keşfu’z-Zunûn,  1/130.)

[131] el-Enbİyâ sûresi: 63.

[132] el-ltkan’dan naklen, 2/81.

[133] Dr. Subhi es-Salih, Kur’an İlimleri, Hibaş Yayınları: 261-265

Bu Yazıyı Paylaşır mısınız?

Hakkında ROTALI KAPTAN

Merhaba; 1996 Yılında Başlayan Bölgesel Radyoculuk Hayatımda Bir Çok Organizelere İmza Attım. Ayrıca Kirmizigulfm.com'un Kurucusuyum. Reel Hayatta Olduğu Gibi Sanal Ortamda da Milli ve Manevi Değerlerimizi Ön Plana Çıkaran Yayın Anlayışımızla Hizmet Etmekteyiz. Bilgi İşlem Mezunuyum. Web Tasarım, Domain ve Hosting Çalışmaları Ve Başta Abdurrahman Önül Olmak Üzere Bir Çok Sanatçı Kardeşimizle Konser Organizeleri Yapmaktayım. Ayrıca Smf ve Wordpress Tema ve Mod Geliştirici Çalışmalar Yapmaktayım...

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Soru: